27 Kasım 2021 Cumartesi

ŞAHANE HAYAT SONRASI

 


 

    Hayattan ümidi kesmemek gerek ve biliyorum ki sen benden ümidi kesmedin. Ne zaman senden mucize istesem aslında bir şekilde veriyorsun bana hayat… bazen bir hareket, bazen bir insan, bazen bir şarkı bazen de bir film ile… aslında herkesin bir anlamı var hayatta, hayatlarımızda. İnsanın çaresiz kaldığı o anlarda bile bir çıkış yolu oluyor olması senin mucizen. Ama bizler maalesef bu mucizeyi her zaman göremiyoruz. Gözümüzün içine girse de, burnumuzun dibinde olsa da fark edemiyoruz. Aslında ne kadar kolay her şey... neden zorlaştırıyoruz ki ? Tek yapmamız gereken sadece ve sadece istemek... bu kadar basit... hala arkadaşlık ve dostluk mertebeleri varken içimiz sıkıldığında, zora düştüğümüz de bile yapacağımız tek şey istemek. Kimi zaman para kimi zaman vakit kimi zaman an... bu kadar basit. Arkadaş ve dostlar işte tam da bu zamanlar için varlar. Senin benim göremediğimi görüp, dillendirmekten çekindiklerimizi dile getirmek için varlar. Bakış açısı dediğimiz olayın seçeneklerini önümüze sermek için varlar. Ne gariptir ki insanlar hata yaptıklarını bilirler hatta bazen sırf anı yaşamak adına hata yapmayı göze alırlar. İşte bu zamanlarda o arkadaş ve dostların bizlere bunun hata olmadığını ve yaşanması, ders alınması için hayatımızda gerçekleştirmiş olduğumuzu bize söylemeliler. Ki zaten onlar da bunun için varlar... değil mi?

 

1946 yapımı Şahane Hayat filminden sonra aşka gelip yazıya dökülenler... 30.11.2016

23 Kasım 2021 Salı

SİZİ SEVEN BİR ADAM BULDUYSANIZ

     Sizi seven bir adam bulduysanız, onu bırakmayın. Seven adam zor bulunuyormuş derlerdi de inanmazdım ama doğruymuş. Bakışından belli olur seven kişi bakarken gözleri ile sever, okşar sizi… öyle ki o bakışlarda kaybolursunuz. Ve o bakış ile ilk karşılaştığınızda anlamazsınız maalesef… herkes öyle bakar, başka bakan gözler bulurum dersiniz ama olmaz… yıllar sonra anlarsınız ki iş işten geçmiş olur.

Seven insan bulduğunuz da bırakmayın, gitmesine izin vermeyin… gidene gel demek zor olur, bilemezsiniz. Uzaklaştıkça, zaman geçtikçe gel demenin yollarını da kaybedersiniz. O boşlukta kaybolursunuz, fark etmezsiniz. Kendi kendinizle savaşırken yollar ararken bulur sonra o yolları kapatıp yeni yollar açarsınız. Ve bu kısır döngü içinde bir de bakmışsınız ki sizi seven adam başka bir hayata yelken açmış… yüreği siz de kalsa da gönderildiği kalbe geri dönemeyecek olmanın bilinci ile eksik de olsa başka bir hayatta yol almaya başlar.

Seven adam bulduysanız kaybetmeyin onu… sevin, çok sevin. Bir gün bir yerde yollarınız kesiştiğinde o bakışlarda kendinizi görürsünüz… sizi seven, özleyen korumaya hazır o seven adamı orada görürsünüz... işte o zaman “ ne yaptım ben?” dersiniz… çaresizce kendi içinize döner, artılar ile eksileri savaştırmaya başlarsınız  ve aslında bilirsiniz ki eksiler çok da yoktur. Gözlerinizi kapattığınız da size bakan o bir çift gözün içinde derinlere düşer, ısınır, kaybolursunuz. İşte o zaman bir kez daha anlarsınız ki sizi seven adam ancak böyle bakar… ve tekrar geri gelmesini size dönmesini beklersiniz… gözleriniz ile çaresizce yalvarırsınız, bir umut…

Sizi seven adam buldunuz mu sımsıkı sarılın ona, kayıp gitmesin diye…

 

                                                                                                                                17.09.2016 – 23:49

19 Kasım 2021 Cuma

GECE GECE HAYAT FELSEFESİ

   

   “Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti” diyordu Orhan Pamuk “Yeni Hayat” kitabının başında. Ben de her gün izlediğim filmler, okuduğum kitaplar ve çevremdeki insanların hikayeleri ile değişiyorum. Çok basit görünen, hayatımızın içinde dikkatimizi çekmeyen ama aslında hep bildiğimiz şeyler okuduğumuz bir satır ya da izlediğimiz bir film karesi ile birden “evet… işte bu… aslında hep böyle…” dedirtir bize. Aslında hep biliriz anı yaşamamız gerektiğini, hep biliriz üzüldüğümüz şeylerin aslında küçük olduğunu daha büyük acıların olduğunu ama yine de izin veririz bizi etkilemesine. Bir yerde iyi de yaparız aslında çünkü o yaşadıklarımızı doyasıya yaşadığımız zaman asıl büyük sevinçlere yer açmış oluruz. Küçük acılar olmalı ki yenilenebilmeliyiz… büyük acıların farkında olmalıyız ki yaşadığımız küçük acılara teselli bulup hayatımıza devam edebilelim. “Hayat tüm tecrübeleri yaşayabileceğimiz kadar uzun değil o yüzden etrafımızdaki hayatlardan da tecrübe katmalıyız” tarzında bir cümle okumuştum bir yerlerde, ne kadar da doğru bir cümle... Bu cümleyi okuduktan sonra daha bir farklı dinler, izler, gözlemler olmuştum etrafımı ve onların yaşamlarını. Özellerine girmek değil tabi ki kastım, ben sadece onların bana anlattığı, izin verdiği kadar olan kısımlardaki yaşanmışlıkların tecrübelerini katıyorum hayatıma... Hümanist olmamdaki en azından bu yoldaki çabalamamın en büyük etkisidir bu ziyaret ettiğim hayatlar. Biraz narsistlik olacak ama kızım bence çok şanslı çünkü hayatı kendince çözüp, objektif bakmayı epey başarmış, yargılama kısmını mümkün olan en aza indirmiş ve herkesi olduğu gibi kabul etme yolunda (kendimce) epey büyük aşamalar kaydetmiş bir anneye sahip. Hayatıma giren insanlarda da çoğu zaman sırf kendi açlığımı ve paylaşım zevkimi yaşama açısından bu tarz kitap okuma ve film/tiyatro izleme özelliklerini aradım, ama sonra vazgeçtim aramaktan çünkü faydasız ve beni yıpratan bir çaba oluyordu. Ve böylece oldukları gibi kabul edip onlardan hayatıma katkıda bulundurdum. İnsanı en iyi kendisi anlar aslında ve en acımasızca da kendisi yargılar. Kişi yaptığı her şeyi bilir aslında, bunu etrafa da kabul ettirir çoğu zaman ama hatalarını kendilerine kabul ettiremez. Ve bence insanları hırçınlaştıran da biraz bu kendi kendilerini kabul edememe halidir. Kişiler artık kendileri ile savaştığından, kendilerini bile ikna edemeyip güvensizlik beslemeye başladığından beridir ki etraflarına karşı da bencil, güvensiz olmaya başlamıştır. Böylece şu an yaşadığımız sevgiden yoksun hırçın, bencil bir dünya meydana gelmiştir. Mesela dikkat edin bakın insanlar insanlardan uzaklaştıkça adına sevgi deyip bence kendi sevgi ihtiyaçlarını tatmin için hayvanlara yönelmeye başladı. Hayvan sevgisi elbet güzel, olmalı da ama bence son yıllarda fazla abartıldı, tabi bu benim düşüncem... Belki de korktuğum için kendimce böyle bir sav ürettim, kim bilir?...                

 

 

 

                                                                                                                       08/02/2017- 01:17

 

HÜZÜNSÜ

 


     Gecenin hüznü insana düşmeye görsün bir kez; yer, bitirir, bezdirir. Yaşamını sorgulamaya başlarsın. Aslında her şey normaldir. Sabah işe gidersin, akşam gelirsin, çocuğunla oyalanıp, uyutursun. Rutine binmiş gezmelerini yaparsın. Peki bu yılgınlık ve yalnızlık hissi neden bırakmaz, içine yerleşir insanın? Çırpındıkça batıyormuşsun hissi… Yaşam sevincini, enerjini baltalayan nedir peki? Yalnızlık… Kalabalıklar içinde yaşadığın yalnızlık! Bir çok sohbet, bir çok eğlence ama işte bu diyebileceğin bir şey yok. Hepsi bir yerinden yarım, eksik. Tamamlanamama hissi insanı yiyip bitirir. Tam bulmuşken kaybedilenler yada asla bulunmamış olanlar. Bir yanından vazgeçerek sürdürdüğün insan ilişkileri. İmkan olsa işe gitmesen, kimse ile konuşmasan, sadece ve sadece sen olsan. Delirme sınırında yalnız kalıp, özlesen, özlensen… ne güzel olurdu. En kötüsü de insanın kendisi ile savaşıp yine kendisine yenilmesidir. Yapmayacağım dediği şeyleri yapmasıdır. Yapmak zorunda kalmasıdır. Çıkışı bilip çıkışa gidememesi, gitmemesidir. Ve tüm bunlar insana hep gecenin hüznü çöktüğünde toplanır, gelir ve gecenin içinde kaybolup gidersin.

 

                                                                                                                                13/12/2015

14 Kasım 2021 Pazar

BAZEN BİR GÖRÜNTÜ GEÇER

 


 

Hayatta bazı şeyleri anlamak için aşılması gereken engeller, sınavlar vardır. Bazen en acımasız insanın içinde aslında kendimizden bile daha iyi bir insan olduğunu fark ederiz. İnsanları o anlarına göre değil yaşadıkları olaylara göre değerlendirmek gerek. Bunu hep herkes söyler ama insan olmanın bir zaafı olarak uygulayabilen sayılı insan çıkar. Kendimizden bile iyi dedim çünkü kabul etmeliyiz ki içimizde bazen bizi bile şaşırtan bir kötülük yatar. Bir insan düşünün acımasız, merhametsiz, tahammülsüz... hemen yaftayı yapıştırırız beş para etmez, serseri... ama gün gelip de o kişinin o hale o zamana gelinceye kadar aştığı engelleri, geçtiği yolları öğreniriz. İşte o zaman o kişinin az bile yaptığını düşünürüz. Bir insanın babasız yada annesiz büyümesi, hayatta bir dalının eksik hatta dalsız tutanaksız kalması ne acıdır. Yapayalnız... özlem dolu... sevgiye muhtaç... bu eksiklik an gelir insanı öldüresiye yok eder. Dayanacak dalın, danışacak insanın yoktur... doğru yada yanlış yol gösteren yoktur. Bu eksiklik insanı hırçın yapar... asi yapar... huysuz yapar... o eksiklik günden güne, yıldan yıldan yıla büyür, büyür, büyür... kocaman olur... içinde kaybolursun. Hasbel kader karşına eksini yamayacak biri denk gelirse ne mutlu... yamayacak diyorum çünkü o eksik ne yaparsan yap, kanatsız melek de gelse hayatına dolmaz asla... doldu sanırsın, hah! tamam artık bütünüm dersin ama en ufak bir rüzgar da üstündeki kabuk aralanır ve inceden inceye bir sızı seni yok eder... her zaman söylenen sözler akla gelir... ”geçer” dediğin hiç bir şeyin geçmediğini görürsün... giden zamanın geri gelmeyeceğini... yaşanacakların zamanında yaşanmamasının acısını yine yeniden farkedersin. Yükün hafifledi derken aslında bin kat daha artar ve sen bu kez daha güçlü ayağa kalkmak zorunda olduğunu bilirsin. İşte bu anlarda o eksikleri yamayacak kişiler varsa etrafında ne mutlu... çünkü onlar sana bir omuz atar ve ayağa kalkman kolaylaşır. Ama unutmaman gerekir ki... her ne kadar hayatımızda vefalı ve sadık insanlar olursa olsun, her zaman yalnızızdır. Dilimizde hep o söz... yürüdüğümüz yollar değişir ama değişmeyen tek şey yükümüz ve yalnızlığımızdır. İşte bu yüzdendir ki ortalık yerde söylediğimiz o beylik sözü söylediğimiz gibi uygulamalı, karşımıza çıkan insanları her yönden düşünüp, değerlendirmeli ve “kim bilir neler yaşadı da böyle oldu” düşüncesini bizzat uygulamalıyız. İşte o zaman ruhumuz yenilenir, etrafa bakışımız farklılaşır ve kaybettiğimiz huzuru hissederiz... hatta buluruz bile....  

 

 

09/03/2018/Cuma   saat 02:49

BİR YERDEN BAŞLAMAK GEREK

 

    Sevgi neydi? Emekti, saygıydı, fedakarlıktı. Geçmişe özlem duyuyoruz, nerde o eski sevgiler diyoruz. Peki kaçımız vakit ayırıp sevdiklerimizi arıyoruz? Arayan olursa konuşuluyor, mesajlarda, sanal alemde sevgi ve aşk sözleri havada uçuyor. Peki ne kadarı samimi? Sözlerin gücü yadsınamaz muhakkak ama ya hareketler? Nasılsa seviyoruz, söyledik, o da biliyor ne gerek var ki göstermeye… deyip sevdiklerimizden uzaklaşıyor onları uzaklaştırıyoruz. Halbuki beş dakikamızı ayırıp arasak “seni özledim” ya da “nasılsın?” desek… Fedakarlık yapmayı o kadar unuttuk ki… Sadece o kişi için uykumuzu feda etsek, sevdiğimiz zaten onun için uykusuz kaldığını bilecek ve mutlu olacaktır. Ama yok! Bizler es kazara mutlu edersek birisini hele ki sevdiğimizi… maazallah! Zaten gerekte yoktur vakit ayırmanıza, ne de olsa sevdiğimizi biliyor… Çok sıkışırsak güzel bir mesaj atar işi kotarırız, değil mi? İşte bu noktada unutulan bir şey vardır… Sevgi sonsuz değildir ve devamlı veren, sabreden taraf gün gelir pes eder. Oysa ki eskiden ne güzeldi her şey… Sevdiklerimizi ziyaret eder, buluşur, sohbet ederdik… Telefon açar uzakları yakın ederdik. Doğum günlerini sanal alemde hatırlatıldığı için değil, gerçekten hatırladığımız için kutlardık. O kişiye benim için özelsin, değerlisin ve bu yüzden hatırladım, vaktimi ayırdım demiş olurduk. Şimdi ise samimiyetsiz klişe mesajlar ile güya seviyor ve değer veriyoruz. Sonra da nerde o eski dostluklar, aşklar diyor ve hayatı hiçbir çaba harcamadan yaşayıp gidiyoruz. Oysa ki her şey bize bağlı… O zaman bir yerden başlamak gerek…

                                                                                    

                                                                                                                                23/09/2014

10 Kasım 2021 Çarşamba

ÇAY DEMLENİRKEN

 

    Bugün ilk kez tek başıma çay demledim. Demek ki artık tamamen alıştım yalnızlığa ve yalnız yaşama. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum ama sanırım iyi bir şey, kötü olsa bunca yanız insan olmazdı değil mi? Son dönem düğünler, ilişkiler, aşklar etrafımda uçuşuyor. Onlarla birlikte mutlu oluyor, eğleniyorum. Bazen düşünüyorum da acaba benim de hayatımda biri olsa nasıl olurdu? Yapabilir miydim ki? Bunca özgürlükten ve yalnızlıktan sonra hayatıma yeniden birini almak, katmak... zor gibi… Etrafa “nasip, kısmet” diyerek duymak istedikleri gibi konuşuyorum ama özünde yeniden biriyle olmayı kaldırabilir miyim bilmiyorum. Gelenler, yanaşanlar oluyor hatta flört bile ediyorum (şaka gibi söylemesi bile komik geliyor kulağıma) bazen ama ötesine geçmek başka bir şey... ben de o cesaret kalmamış, onu fark ettim. İnsan her şeyi zamanında yaşamalı, 40’ ından sonra flört nasıl edilir öğrenemiyor. İlişki nedir, nasıldır, nasıl olmalı... bunlar zamanında öğrenilmesi gereken şeyler. Bu yaştan sonra bekle, kafa yor, ne olacak, ne yaptı, ne yapmalıyım... ergen işleri bu işler, bana komik geliyor kendimi bu hallerde görmek. Ama şu bir gerçek ki yalnızlık da bir yere kadar iyi gidiyor, insan ara bir nefes olsun istiyor yanında... tek başına dört duvar arasında... kafa dinlemek güzel tabi ama o kafa fazla yalnız kalınca hiç hoş şeyler çıkmıyor ortaya... kırk tane düşünce, kovalamaca oynuyor sonrasında da bir kavga kıyamet... ortalığı toplamak yine sana kalıyor. Zor iş, çok zor… Kavga sırasında kırılanlar tamir de olmuyor aksi gibi. Kırık dökük devam ediyorsun sonrasında artık nereye kadar giderse... Çayın kalabalıkla arası iyi derler kahvenin yalnızlıkla... bence ikisi de kalabalıkla olmalı, yalnız tadı olmuyor. Çay demini almıştır, gidip bir bardak koyup film açayım kendime…

 

 

 

24 Eylül 2017 / Pazar

 

4 Kasım 2021 Perşembe

ARADA BİR

     İnsan hayatı çelişkiler ile doludur. Ne yapacağını bilemediği, çaresiz kaldığı, çözümü bilemeden çırpındığı olaylar vardır. Ne dese ne yapsa sonu hüsrandır. Kızamaz; kızarsa kaybetme riski yüksektir. Tepkisiz kalamaz çünkü bu kez de yanlış yollara sapılma durumu vardır. Hani derler ya iki ucu pis çomak işte durum aynen böyledir. Bir yanda gözlerinde korku ve masumiyet dolu bir insan diğer yanda görevler. Ne yaman çelişkidir bu durum. Ama zaten hayat da aslında tam da budur. Seçenekler ve yollar vardır. Seçimine göre şekillenir. Bazen yanlış seçimler yaparsın, yanılırsın… bazen de doğru seçimler yapıp yeni kararlara yelken açarsın. Tabi ki hayat her zaman bu kadar adaletli olmaz, olamaz. Kimi zaman insan çelişkide kalır ve doğruyken yanlışa yönelir. Hayat sürpriz de yapar insana… yanlıştan her zaman olmasa da doğru da doğurur. İşte bu sürprizler bize umut verir. Yıkılmamak, doğrulmak için hala şansımız olduğunu hatırlatır. Hele ki o en büyük cesaret insana, korku ve umut dolu bakışlarla bakan masum varlıkla gelir. İnsanoğlu ve hayat; zıt, bir o kadar da aynı iki olaydır.

 

                                                                                                                                11/09/2014

MİS KOKULU ESKİLER

  Gözünü açtığında ofisteki kanepede uzanıyordu. Başında çalışma arkadaşı endişeli gözlerle ona bakıyordu. Dirseklerinin üzerinde doğrulmaya...