Sevgi neydi? Emekti, saygıydı, fedakarlıktı. Geçmişe özlem duyuyoruz, nerde o eski sevgiler diyoruz. Peki kaçımız vakit ayırıp sevdiklerimizi arıyoruz? Arayan olursa konuşuluyor, mesajlarda, sanal alemde sevgi ve aşk sözleri havada uçuyor. Peki ne kadarı samimi? Sözlerin gücü yadsınamaz muhakkak ama ya hareketler? Nasılsa seviyoruz, söyledik, o da biliyor ne gerek var ki göstermeye… deyip sevdiklerimizden uzaklaşıyor onları uzaklaştırıyoruz. Halbuki beş dakikamızı ayırıp arasak “seni özledim” ya da “nasılsın?” desek… Fedakarlık yapmayı o kadar unuttuk ki… Sadece o kişi için uykumuzu feda etsek, sevdiğimiz zaten onun için uykusuz kaldığını bilecek ve mutlu olacaktır. Ama yok! Bizler es kazara mutlu edersek birisini hele ki sevdiğimizi… maazallah! Zaten gerekte yoktur vakit ayırmanıza, ne de olsa sevdiğimizi biliyor… Çok sıkışırsak güzel bir mesaj atar işi kotarırız, değil mi? İşte bu noktada unutulan bir şey vardır… Sevgi sonsuz değildir ve devamlı veren, sabreden taraf gün gelir pes eder. Oysa ki eskiden ne güzeldi her şey… Sevdiklerimizi ziyaret eder, buluşur, sohbet ederdik… Telefon açar uzakları yakın ederdik. Doğum günlerini sanal alemde hatırlatıldığı için değil, gerçekten hatırladığımız için kutlardık. O kişiye benim için özelsin, değerlisin ve bu yüzden hatırladım, vaktimi ayırdım demiş olurduk. Şimdi ise samimiyetsiz klişe mesajlar ile güya seviyor ve değer veriyoruz. Sonra da nerde o eski dostluklar, aşklar diyor ve hayatı hiçbir çaba harcamadan yaşayıp gidiyoruz. Oysa ki her şey bize bağlı… O zaman bir yerden başlamak gerek…
23/09/2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder