“Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti” diyordu Orhan Pamuk “Yeni Hayat” kitabının başında. Ben de her gün izlediğim filmler, okuduğum kitaplar ve çevremdeki insanların hikayeleri ile değişiyorum. Çok basit görünen, hayatımızın içinde dikkatimizi çekmeyen ama aslında hep bildiğimiz şeyler okuduğumuz bir satır ya da izlediğimiz bir film karesi ile birden “evet… işte bu… aslında hep böyle…” dedirtir bize. Aslında hep biliriz anı yaşamamız gerektiğini, hep biliriz üzüldüğümüz şeylerin aslında küçük olduğunu daha büyük acıların olduğunu ama yine de izin veririz bizi etkilemesine. Bir yerde iyi de yaparız aslında çünkü o yaşadıklarımızı doyasıya yaşadığımız zaman asıl büyük sevinçlere yer açmış oluruz. Küçük acılar olmalı ki yenilenebilmeliyiz… büyük acıların farkında olmalıyız ki yaşadığımız küçük acılara teselli bulup hayatımıza devam edebilelim. “Hayat tüm tecrübeleri yaşayabileceğimiz kadar uzun değil o yüzden etrafımızdaki hayatlardan da tecrübe katmalıyız” tarzında bir cümle okumuştum bir yerlerde, ne kadar da doğru bir cümle... Bu cümleyi okuduktan sonra daha bir farklı dinler, izler, gözlemler olmuştum etrafımı ve onların yaşamlarını. Özellerine girmek değil tabi ki kastım, ben sadece onların bana anlattığı, izin verdiği kadar olan kısımlardaki yaşanmışlıkların tecrübelerini katıyorum hayatıma... Hümanist olmamdaki en azından bu yoldaki çabalamamın en büyük etkisidir bu ziyaret ettiğim hayatlar. Biraz narsistlik olacak ama kızım bence çok şanslı çünkü hayatı kendince çözüp, objektif bakmayı epey başarmış, yargılama kısmını mümkün olan en aza indirmiş ve herkesi olduğu gibi kabul etme yolunda (kendimce) epey büyük aşamalar kaydetmiş bir anneye sahip. Hayatıma giren insanlarda da çoğu zaman sırf kendi açlığımı ve paylaşım zevkimi yaşama açısından bu tarz kitap okuma ve film/tiyatro izleme özelliklerini aradım, ama sonra vazgeçtim aramaktan çünkü faydasız ve beni yıpratan bir çaba oluyordu. Ve böylece oldukları gibi kabul edip onlardan hayatıma katkıda bulundurdum. İnsanı en iyi kendisi anlar aslında ve en acımasızca da kendisi yargılar. Kişi yaptığı her şeyi bilir aslında, bunu etrafa da kabul ettirir çoğu zaman ama hatalarını kendilerine kabul ettiremez. Ve bence insanları hırçınlaştıran da biraz bu kendi kendilerini kabul edememe halidir. Kişiler artık kendileri ile savaştığından, kendilerini bile ikna edemeyip güvensizlik beslemeye başladığından beridir ki etraflarına karşı da bencil, güvensiz olmaya başlamıştır. Böylece şu an yaşadığımız sevgiden yoksun hırçın, bencil bir dünya meydana gelmiştir. Mesela dikkat edin bakın insanlar insanlardan uzaklaştıkça adına sevgi deyip bence kendi sevgi ihtiyaçlarını tatmin için hayvanlara yönelmeye başladı. Hayvan sevgisi elbet güzel, olmalı da ama bence son yıllarda fazla abartıldı, tabi bu benim düşüncem... Belki de korktuğum için kendimce böyle bir sav ürettim, kim bilir?...
08/02/2017- 01:17
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder