Gecenin
hüznü insana düşmeye görsün bir kez; yer, bitirir, bezdirir. Yaşamını
sorgulamaya başlarsın. Aslında her şey normaldir. Sabah işe gidersin, akşam
gelirsin, çocuğunla oyalanıp, uyutursun. Rutine binmiş gezmelerini yaparsın.
Peki bu yılgınlık ve yalnızlık hissi neden bırakmaz, içine yerleşir insanın?
Çırpındıkça batıyormuşsun hissi… Yaşam sevincini, enerjini baltalayan nedir
peki? Yalnızlık… Kalabalıklar içinde yaşadığın yalnızlık! Bir çok sohbet, bir
çok eğlence ama işte bu diyebileceğin bir şey yok. Hepsi bir yerinden yarım,
eksik. Tamamlanamama hissi insanı yiyip bitirir. Tam bulmuşken kaybedilenler
yada asla bulunmamış olanlar. Bir yanından vazgeçerek sürdürdüğün insan
ilişkileri. İmkan olsa işe gitmesen, kimse ile konuşmasan, sadece ve sadece sen
olsan. Delirme sınırında yalnız kalıp, özlesen, özlensen… ne güzel olurdu. En
kötüsü de insanın kendisi ile savaşıp yine kendisine yenilmesidir. Yapmayacağım
dediği şeyleri yapmasıdır. Yapmak zorunda kalmasıdır. Çıkışı bilip çıkışa
gidememesi, gitmemesidir. Ve tüm bunlar insana hep gecenin hüznü çöktüğünde
toplanır, gelir ve gecenin içinde kaybolup gidersin.
13/12/2015
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder