Kayıp hayatlar, kayıp insanlar... Etrafımıza baktığımızda farkında olarak ya da olmayarak kaybolmuş o kadar çok insan ve hayat var ki. Kimisi çocuğu, kimisi eşi, kimisi anne - babası, kimisi işi için hayatını bilinmezliğe gönderiyor. Her birinin kendilerini de inandırdıkları geçerli bir sebepleri var. Tek tek konuşulduğunda yapmak istedikleri o kadar çok şey var ki ama nedense! vakitleri yok. Çünkü hayatlarını adadıkları! başka bir insan var. Halbuki hem o insanlara hem de kendi yaşamlarına vakit ayırabilirler ama maalesef içlerindeki köle ruhlu varlık buna izin vermiyor. En basitinden kitap okumayı seviyorlar ama işlerinden yada hayatlarındaki çocuk, eş, anne-babadan vakit yok. Halbuki isteseler vakit çok. Anlayamadıkları ya da anlamayı red ettikleri konu başkaları için yaptıkları fedakarlığı aslında önce kendileri için yapmaları gerektiği gerçeği.
Kitaptan başladık oradan devam edelim. Kitap okumak için bilinenin aksine saatler, günler gerekmez aslında. Sadece elinizin altında kitap olması yeterli, ki artık günümüzde sesli kitap ve e-kitap var. Bir randevuya gittiniz diyelim, ya da hastaneye, beklediğiniz kişi ya da sıra gelesiye kadar çıkarıp kitabınızı okuyabilirsiniz. Hatta illa yanınızda olmasına gerek yok zira artık herkesin akıllı telefonu olduğundan e-kitap olayı ile kitap taşıma sorunu da çözülmüş oluyor. Gerçi hem kitap okumaya vakit bulamayıp hem de kitap kurdu misali "Ben e-kitap sevmiyorum. Kitaba dokunmayı, elimde tutarak okumayı seviyorum" diyen bir güruh da var. Kitap tabi ki dokunularak, hissedilerek okunmalı ama günümüz şartlarında hayatın koşturmasında bu mümkün olmadığına göre, çare olarak e-kitap olayına başvurmak gerekiyor. İnsan yeter ki kendine zaman ayırıp, zevk aldığı şeyleri yapmak istesin... vakit illa ki bulunur. Hem çok ilginçtir ki kendilerine vakit bulamayan bu insanlar hayatlarını adadıkları insanlar için hep vakit buluyorlar. Bu e-kitap okumayı sevmeyen güruhun bir de sinema versiyonu var. Evde uykularından yapacakları fedakarlıkla izleme imkanları olan filmleri yine vakitsizlikten! izleyemediklerini savunurlar. Filmleri bölerek izleme, cep telefonu yada tabletten izleme imkanları pekala varken aynı insanlar "Film sinemada izlenmeli, başka yerde izlemek keyif vermiyor bana" diyerek kendi kendilerini kandırırlar. Filmler sinemada seyredilince, kitaplar elde okununca keyifli tabi ki ama her zaman mümkün olmuyorsa bu çareler de tükenmez. Ayrıca istenilse sinemaya gitmeye de pekala vakit bulunur. Bahaneler çok ama çözümler de var, insan yeter ki istesin.
Son dönemde etrafımda o kadar çok kayıp hayata denk gelmeye başladım ki... bu gerçekten çok üzücü geldi bana. Büyük çoğunluğu da eş ve çocuklar için ertelenen hayatlardı. İş hayatı için ertelenen, yaşanamayan yılların bir şekilde eş ve çocuğa harcanan hayata kıyasla kurtarılma yada aydınlanma yaşanıp bir yerden dönüşe geçilme ihtimali daha yüksek. Neden derseniz istemeseniz de emeklilik var çünkü. Evet devlet memurluğunda 65 son nokta ama insan yaşadığı sürece 65 ten de sonra da kendisi için yapabileceği şeyler bulunur, hep derim insan yeter ki istesin. Hoş istemeyi akıl ettikten sonra iş hayatı süresince de kendin ve sevdiklerin için yapacakların olur. İş için ertelediğin hayatının içinde seni seven, seninle olmak isteyen insanlar da var olduğu için sevdikleri de kattım işin içine. Şu an bu yazıyı okuyanlar (hatta beni tanıyanlar) "Tabi hayatta söylemesi kolay, hele sana hepten kolay" diyorlar. Ama şu unutulmamalı ki herkesin hayatı kendisine zor. Elbette benimde ertelediğim bir dönem oldu kendimi ama neyse ki bir zaman sonra silkinip, kendime gelmeyi başarabildim. Dedim ya etrafımda son dönem çok karşıma çıkmaya başladı kendini erteleyenler. Mesela sevmediği bir adam ile yaptığı evlilik yüzünden boşanma riskini göze alamadığından kendisini erteleyenler, eşi olmayan yada olsa da olmayan kadınların çocukları için kendini ertelemeleri, evliliğinde mutsuz olup "Ne yapalım yaşayacağız " diyen ve kendisini çocukları ile vakit geçirmeye adamış babalar, eşini sevdiği için sırf onun mutluluğu için kendini geri plana atanlar, yalnız yaşayıp anne yada babasına vefa borcundan dolayı bakmak zorunda olduğunu düşündüğü için kendisinin hiç bir hakkı olmadığını düşünerek erteleyenler ve bu liste uzayıp gider... Aslında hepsinin yapması gereken tek şey var, " Ben varım" diyerek kendilerine küçük vakitler yaratmak için gerekli düşünce ve çabayı göstermek. Hiç bir şey için geç değil, sadece istemek yeterli. Ben kendi adıma farkında olmasalar da sohbet ettiğim arkadaşlarıma üstü kapalı "İstenildiğinde vaktin bulunacağını" söyleyerek kendi adıma bir şeyler yaptığımı düşünüyorum. Hatta istekli olup destek arayanlara yardım da etmeye çalışıyorum. Bence hepimiz farkındalık yaratmak ve mutlu insanların çoğalıp, dünyayı güzelleştirmeye bir adım daha yaklaşmak adına bunu yapmalıyız. Teşvik edip, yalnız olmadıklarını göstermeliyiz.
kendi kısıtlılıklarının içinde insan boğulmuşluk hissinden sıyrılabilip , şairin dediği gibi gökyüzüne bakabilme noktasına gelene kadar insan ne kadar törpülenip , kendini , yaşamını tüketme noktasına ramak kaldığını fark edebildiğin de ancak farkına varabiliyor. kaleminize sağlık...
YanıtlaSil