İnsan doğduğunda saf ve masumdur. Büyüme sürecine girdiğinde ise önce masumiyet sonra saflık kaybolur. Bu kayboluş kendiliğinden olmaz elbet, hayatın dönemeçleri dediğimiz olaylar sonrasında yaşanır bu değişim. Bazen aileden ayrılınca, bazen arkadaş çevresinde yaşananlardan, bazen büyük kayıplar dediğimiz anne-babanın yitirilmesinde, bazen evlilik, bazen çocuk sahibi olma, bazen boşanma bu bazenler herkesin kendi hayatına göre çoğaltabilir. Ama gerçek olan şu ki yaşanan her olay bir deneyim, deneyimler birikip tecrübe, tecrübeler birikip değişim yani saflığın ve masumiyetin kayboluşuna dönüşür. Tabi bunların bir de farkındalığı olması gerekir ki anlam kazansın. Mesela bu değişimler yaşandığında kişiler hala gözlerindeki bağı açmadan ilk zamanki saflıkla hayatın akışında bulunduğunda bir anlamı kalmaz. İnsan kendini aşmalı, yenilemelidir. Ve bu aşma ve yenileme için illa ki yaşanan bir şeyler olmasını beklemek de anlamsızdır zira hayat tüm şeyleri yaşamak için kısadır. Bazen etrafımızı iyi gözlemlemek, bazen başka hayatları anlamaya çalışmak gerekir. Kitaplar okumalı ve yaşanmış ve yaşanan hayatları görmeliyiz. An geldiğinde de oturup ara ara düşünmeliyiz aslında, "neredeyim?", "neler yaşadım?", "bunlar bana neler kattı?", " şimdi rotam ne olmalı?" gibi soruları kendine sormalı, sorabilmeli insan. Ve empati yapmayı unutmamalı. Karşılaşılan bir olayda itiraz etmek, karşı durmak yerine "ben bana böyle bir olay anlatılsa, sorun söylense ne derdim, ne düşünürdüm?" demeli, diyebilmeli. Ve aslında asıl olay kendi kendimize verdiğimiz bu cevapta saklıdır. Tabi kendimize karşı dürüst isek... Ne yazık ki bazen insan en çok kendisine yalan söyler. Bunun nedeni de bilinçsizce yada bilinç altında bir şekilde kendini hayatın gerçeklerine karşı korumaktır. Halbuki ne kadar korursak kendimizi, acıyı ne kadar ertelersek o kadar çok üzülürüz. Yıkım daha fazla olur ve oluşan enkazın altından kalmak daha da zorlaşır. Zaten kişi kendine dürüst olabiliyorsa geri kalan her şey bir şekilde aşılır. Ama insanoğlu burnunun dikine gitmeyi sever. Nedense her şeyi bildiğini düşünür. Söylenenleri duymaz ya da duymak istemez. İlerde başına gelenleri fark ettiğinde ise kimselere demese de içinde bilir zamanında yapılan uyarıları, söylenenleri dinlemediğini. Hayat acımasız. Beklemiyor. Durmuyor. Ve ne kadar ertelenirse ertelensin hayatın gerçekleri insanın canını çok acıtıyor. Ve bizler nedense ısrarla akıllanmayıp bile isteye bu acıyı yaşıyoruz bir döneminde yaşamımızın. Sonrasında ise yeniden başka bir değişime kapımızı açıp, evriliyoruz. Yeni değişimi kabul edip etmemek ise önceki yaşananlardan etkilenmemize göre şekilleniyor. Ve bu kısır döngü son nefesimizi veresiye kadar devam ediyor.
Bir de bu yaşananlardan alınan derslerle şekillenen hayatlar var. Hayatın kendisine sunduğu sorunları, yaşattığı acıları tecrübeye çevirip farklı bir dönüşüme girip, hayatını olumlu yönde değiştirenler de oluyor. Kolay olmayan ama sonucu keyifli olan bu dönüşüm hepsinden daha mutlu ediyor aslında insanı. Belki bunca evrilme ve dolayısıyla yaşanan dönüşüm insanı acımasızlaştırıyor. Ama bir yanda da insanları tanıtıyor. Böylece zarar verecek insan ve olayları önceden tahmin edip kendine göre önlemler alabiliyor insan. Ve aslında kaybettiğini sandığı saflık ve masumiyetin başka bir biçimde, doğru insanlar içinde, başka bir yapıda orada durduğunu fark ediyor. Ve işte o zaman hayat tüm ihtişamıyla gözlerinin önüne seriliyor. Ve bu paha biçilemez zevki yaşamak kadar güzel bir şey olmadığı görüp, keyfini çıkarıyor. Yaşam da tam o anda başlıyor aslında.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder