İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Özellikle de şimdi, bu yaşlarda….
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan?
Benim’ den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.
Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,
Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp,
Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren,
iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın…
Ne güzel anlatmış şair... Yıllarca okuduğum, çoğu zaman sosyal medyada kullandığım (ız) bu güzel şiiri hep ütopik bulmuştum. Sevgi iyileştirir bu kısım da sıkıntı yok ama iyileştiren sevgi acaba gerçekten var mı? Bir annenin, bir çocuğun masum sevgisi, bir hayvanın karşılıksız sevgisi iyileştirir ama karşı cinsten iyileştiren sevgi, çok zor. Ama hayat insanı her zaman şaşırtır. Umudunu kesip, ütopik bulduğun şeyleri senin karşına çıkartır. Önce inanamazsın, kesin hayal dersin... sonra yavaş yavaş alışırsın, "oluyormuş" dersin. Sevgi iyileştirdikçe uysallaşır, bakış açını olumluya yöneltirsin. Sorun değil çözüm odaklı olursun. Birisinin hayatına "hoş gelmek" ve o hayatın içinde olmak, sorunları yaşarken birlerinin "ben varım, paylaştıkça anlam kazanır hayat" demesi. İnsanın manevi anlamda huzura ermesi. Düşündükçe kendi kendine tebessüm etmesi. Evet, size de ütopik geliyor değil mi? Haklısınız, insan karşılaşmadıkça bilemiyor. Gözlerinin parlamasının herkes tarafından görüldüğünü duymadan inanmıyor. Sesindeki mutluluğu yaymadan, pozitifliği yaşamadan, yaşatmadan bilemiyor. Filmlerde, romanlarda anlatılanların gerçek olduğunu kendi başına gelmeden bilemiyormuş. Fikret Kızılok' un da dediği gibi "farketmeden" oluyormuş her şey... olunca biliyormuş insan. Bilince de etrafa haykırıp, duyurası geliyormuş. Sonuçta mutluluk da hayat gibi paylaşıldıkça çoğalıp, dağılmaz mı?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder