İnsanların
yaptığı tercihler gün gelip yanlış olduğunu anlatmaya başlayınca, düşüncelerde
arka arkaya sıralanıyor. Hayatta istemediği her şeyin üst üste gelmesi. Hayal
ettiklerinin gerçekleşmemesi ve belki deyip gerçekleşmesi için devamlı sabır
etmesi… Yıllar geçtikçe sadece bu sabrın onu tükettiğini farkına varması… Geri
dönüşü olmayan yolda ilerlenmiş olması… Savaşılacak daha çok insan olması ve
buna gücünün kalmamış olması. Yaşananlardan ve yıllardan sonra sadece buruk bir
gülümsemenin eşliğinde “ama iyi bir insan” cümlesiyle teselli bulunması.
Bir
insanın iyi olması aslında onu her şeyde iyi yapmıyor. İnsanın iyi olmasının
gücü bir yere kadar. Artılar ve eksiler savaşa girdiğinde galip gelen taraf iyi
olmanın bir yere kadar yettiğinin en iyi göstergesi oluyor. Aslında zamanında
tercih yapılırken de bir yandan kalbinin, aklının bir kıyısında iyiliğin
yetmeyeceğini biliyorsun ama acaba… "belki yanılıyorumdur" diye beklersin. Evet
bazı şeyler için iyiliğin yanında fedakarlık da gerekiyor. İyilik bencillikle
aynı yolda yürüdüğünde üçüncü kişi yıpranıyor, tükeniyor. Bağırmak istiyor ama
engelleyen engeller yüzünden kalıyor. Bağırmak istiyor ama üzeceği insanlar
yüzünden kalıyor. Ve an olup bağırmak istiyor ama bu kez de gücü kalmamış
oluyor. Ve kendince yeni bahaneler bulup bu hayata devam etmenin bir yolunu
keşfetmeye çalışıyor. Her defasında da buluyor. Süresi uzun yada kısa… Ve
bağırdığında sesini duyuracağı o gücü, insanları üzmeyeceği, engelleri aşacağı
günün geleceği ana hazırlıyor kendini… Belki de hiç gelmeyecek o ana, o güne…
Ama zaten bu günlere de umutla gelmemiş miydi? Biraz daha umuttan ne çıkardı
ki…?
30/01/2011
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder