Bir çok seven varken... güya aşkından ölen çokken... yanında olmadıktan sonra ne anlamı var ki o sevgilerin... gecenin yalnızlığında tek başına oturup sessizliğin içindeki sesi dinliyorsan... şarabını tek başına yudumlayıp, sevdiğin şarkıyı dinlerken gözlerine bakıp gülümseyip, her şeyi anlatamıyorsan… ne anlamı var ki? Sorsan çok seviyorlar... her şeyi yapacaklar… ama gel desen gelemeyecek olduktan sonra ne anlamı var ki? Seni sadece kendilerinin canı çektiğinde arıyorlarsa... evet canı çekmek, doğru… zira sevgilerinin temeli orası… ne anlamı var? Nasıl inanır ki insan... nasıl güvenir... nasıl sever… Sorsan hepsinin ki gerçek sevgi, gerçek aşk... böylesini yaşamamışlardır... laf! Gel dediğinde, konuşalım dediğinde anladıkları, düşündükleri, akıllarına gelen hep aynı şey olduktan sonra ne gerek var ki hayatına almana… İnsanoğlu çabuk öğrenen, kendine yetebilen bir varlık neyse ki... yoksa bunca yalnız insan nasıl yaşamını sürdürürdü? Herkesin dilinde gerçek sevgi, gerçek aşk... ama yaşatılan sevgiden uzak olan tutku ve şehvet… anlık keyif ve zevkler... sonrası… yok! Gün biter, gece olur, sabah olur... güneş doğar ve yeni gün başlar. Bakışmalar, güzel sözler… sonra herkes hayatına geri döner. Ta ki bir dahaki ihtiyaca kadar… sonra yine sil baştan aynı şeyler. Ama herkes şikayetçi bu sahtelikten, tabi lafta... Acaba hangi ara vazgeçtik duygularımızdan, hislerimizden, kendimizden? Hangi ara geçici heves ve zevklere kapıldık... hangi ara unuttuk gerçek duyguları, insana değeri, sevgiyi, merhameti, aşkı…Nasıl? Neden vazgeçtik? Çabuk tüketilen sevgilere, anlara kurban ettik yaşamlarımızı... ki bu kadar da özlemini çektiğimiz halde neden yıpratıyoruz duygularımızı, yaşamlarımızı? Belki de korkuyoruz... kim bilir? Zira gerçek sevgi fedakarlık ister, çaba ister, vakit ister, sabır ister... Belki de yorulduk…kim bilir? Ya da yalnızlığı sevdik…
28/02/2021 – 00:22
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder