Hayat ne garip…yaşamak ne anlamsız…An'ı yaşayıp mutlu olup sonrasında tek bir söz ile paramparça olmak. Uzaktan baktığın, imrendiğin hayatların senin hayatından farkı olmadığını görmek. Her insanın bir hikayesinin olması ve bu hikayelerin hepsinin farklı olması en önemlisi de tüm yaşananlarda en güzel olayların bile acılardan sonra gerçekleştiğini görmek, anlamak. İnsanların yaşamlarını dinlediğinde ve ister istemez kıyas yaptığında kimi zaman kendi hayatında yaşadığın acıların hiç olduğunu anlamak kimi zamanda milletin yaşadığı dert mi? demek… aşkı aramak, bulduğunu sanmak yada bulmak… Hele ki karşılıksız olduğunu anlamak ve yıkılmak. Ya da tam tersi karşılık bulduğunu bilip göklere çıkmak.
-Peki kaç kişi aşkına ve hayatına sahip çıkabiliyor ki?
Cevap: hiç kimse!
Toplum ve mahalle baskısı denilen olaylar, şahıslar en vurdumduymaz insanı bile bağlıyor. Bir bakış, bir hareket kendini ve yaşamını sorgulatıyor kişilere. En acısı da galip gelenin karşı taraf olması… İnsanın kendisine yenilmesi. Belki de bu yeniliş direncini kırıyor insanın. Geçmiş…neler barındırır, nelere gebedir. Geçmiş aslında gelecekten daha gebedir. Sadece geçmişin çocuğu gelecekte çıkar. Anılar, yaşananlar ve yazılanlar… Tutulan günlükler, hatıralar hepsi yaşantımızın bir parçası. Bazen insan geçmişini okuduğunda kendisini tanır. Kendi bildiğinin başkaları tarafından da görüldüğünü keşfeder. İnsana müthiş bir haz ve güç verir bu duygu. Yeniden yaşama bağlar. Yapacakları daha bir anlam kazanır. Yeniden kendisine kendi olma hakkını tanır. Ta ki yeni bir acıya kadar. Bazen sorgulamalarda iyi gelir…ufkunu açar…değiştirir insanı. Yıllar getirdiklerinin yanında götürürde… Kişiler zamanla hissizleşir... kendini hissetmediği, umursamadığı sürece koruduğunu sanır. Aslında insanı kendi haline bıraksalar çok mutlu olur ama maalesef mutlu insan figürü isteniyor gibi görünse de istenmez kimse tarafından. Ancak kişinin yeniden doğuş yaşadığı, hayatında kilometre taşı sayacağı olaylar vardır. İnsanlar canına “tak!” dediği bu anlarda anka kuşu gibi acılarından doğar ve hayat çantasına bir sayfa ekler. İşte o anlar en muhteşem zamandır… Hayatın devrim sahneleridir. Daha güçlenirsin, savaşçı ruhun ortaya fırlar ve “ben varım” der herkese… İşte o dakikalar zırhın kalınlaştığı anlardır. İnsan daha cesur ve akıllı olur. Her ne kadar cesaret ve akıl yan yana pek denk gelmese de bu anlarda birleşir. Yeni kararlar, yeni başlangıçlar başlar. Hedefler netleşir… Ve aşk başlar… İnsan aşkından öte yaşam aşkıdır bu ki en güzelidir. Tek başınalığın huzuru ve kalabalığın sıcaklığı…
17/09/2013
Zülfü Livaneli “Serenad” kitabını okuduktan sonra - saat 01:32
Çok anlamlı.. ilginç olan yazıldığı günden okunduğu güne düşüncelerimizde değişiklik olmadığını tespit etmek sevgili blogger
YanıtlaSil