21 Ağustos 2022 Pazar

NEDEN OLAMASIN Kİ

     Hayat bizim çözemediğimiz ve çözmeye vaktimizin yetmeyeceği bir bilmece, sarmal. Yaşamaya başladığımız andan beri bize bir şeyler öğreten, yollar çıkarıp yönümüzü bulmamız için sabırla bekleyen bir öğretmen. Önümüze sunduğu ip uçlarını bazen kitap, bazen film bazen de insan olarak karşımıza çıkarır. Bu ip uçlarını fark edip, hayatımıza kattığımızda da dönüşüm başlamış olur. Bir kitap okursunuz, arkasından başka bir kitap daha ve bir bakarsınız ki okuduğunuz kitaplar size kendi hayatınızı sorgulatmaya başlamış. Aslında hep bildiğiniz, farkında olduğunuz ama görmeyi ertelediğiniz şeyleri gözünüze sokmaya başlamış. Durup düşündüğünüz de önce bir minik bir affalma yaşarsınız. Sonrasında da "neden olmasın?", "neden olamasın ki?" dersiniz. Kendi seçtiğinizi düşündüğünüz kitapları sırayla, hayatın sizin için döşediği yolların taşı olduğunu bilmeden okumaya devam edersiniz. Her kitap ile kendinize gelirsiniz. Düşünürsünüz. Yaşantınızı ve dünyaya bakışınızı yeniden değerlendirmeye başlarsınız. Okuduğunuz kitapların verdiği ortak dersin "sen değişirsen dünya değişir" mottosunu "neden ben de yapamayayım ki?" diyerek uygulamaya karar verirsiniz. Önce karar verirsiniz zira ki değişim kolay değildir. Öyle filmlerdeki gibi hadi olsun deyip birden aylar, yıllar geçiverip değişmiş halimiz gelmez. Kararı verdikten sonra hayatın döşediği taşlara basarak sunulduğunu bilmediğimiz yeni hayatımızın yollarında ilerlemeye devam ederiz. İnsan neyi düşünürse o hayatına gelir derler ya, çok doğrudur. Siz bu kararı verdikten sonra karşınıza bu kararınızı destekler nitelikte insanlar, olaylar çıkmaya başlar. Sohbetleriniz bu değişim çerçevesinde olan insanlarla çevrilmeye başlar. Tabi ki değişimin zorluğu burada da karşımıza çıkar. Öyle ki bazen bu bakış açısına karşı gelen hatta hafife alıp, dalga geçen, kızdıranlar da çıkar karşımıza. Ama yaşadığınız uyanış bu insanların da sizin için minik sınavlar olduğunu fark etmenizi sağlar. Yaşantınızdaki bu yeni adımlar sayesinde kazandığınız hayat mottosu sizi dinginliğe, sakinliğe götürür. Çünkü artık kendinizi keşfetmiş dolayısıyla insanları da anlamaya başlamışsınızdır. Enerjinizi tüketecek yapıda olanlara sınır çizmeyi öğrenmişsinizdir (en azından öğrenmeye başlamışsınızdır).Kişinin kendisinde bilerek yaşamaya başladığı değişim bambaşkadır. Öyle ki değiştikçe, evrildikçe daha fazlasını istemeye başlarsınız. Hayatınızı güzelleştirecek yenilikleri keşfedip, yepyeni tecrübelere yelken açarsınız. Farklı deneyimleri deneyimleyip farkındalığınızı arttırdıkça hep hayalini kurduğunuz huzur da kapıyı aralayıp, adımı atmaya başlar yaşamınıza. Huzurun yanında bir de bakmışsınız ki hayat kapınızdan yaşama sevinci, mutluluk, keyif de girmeye başlamış. İşte o andan itibaren de sizde ki bu değişimin, güzelleşmenin sadece size özel olmayıp, etrafınıza da yayılmasını arzulamaya başlarsınız. Anlattıkça siz daha bir doyuma ulaşıp, mutlu olursunuz. Anlattıkça anlattığınız insanlardan aldığınız tepkilerle kendinizi yenilemeye bir taş daha koyarsınız. Artık dönüşüm ile birlikte değişim, merak ve keyif de başlamıştır. Yepyeni size yeni bir alan yaratmak ve size iyi gelen insanlarla, olaylarla, tecrübelerle bu alanı doldurmak istersiniz. Öyle bir alandır ki bu doldukça çoğalan, çoğaldıkça enerjisi artan bir yerdir. Tek yapmamız gereken hayatın karşımıza çıkardığı ip uçlarını fark etmek ve yolumuza çıkan farkındalıkları görebilmek.



Not : Yazıda bahsi geçen kitapları merak edenlere;

Aeden - Azra Kohen

Limon Çiçeği Kokusu - Pınar Özen

Seyir - Piraye

Parfümün Dansı - Tom Robbins

Tibet' in Gençlik Pınarı 1-2 Cilt - Peter Kelder

7 Ağustos 2022 Pazar

BİR GECE

 

    İnsan ömrü ne gariptir. Yaşadığı sürece nelerin olacağını bilemez insan, karşısına çıkan her şey ilktir. Aslında aynı şeyler de olsa ilktir. Çünkü karşılaşılan zamanlar farklıdır. İnsan her gün, her saat hatta her dakika büyür, yenilenir. Yaşamın her evresi kişiye bir şeyler ekler. Bakış açısı değişkendir. Bazen boşluğa dalıp gittiğinizde aklınızdan geçen şeyler gerçekteki kişiliğinizdir. İnsan kendisine bile yalan söyler devamlı ve bunun farkına bile varmaz. Etrafına baktığında yanında olan insanların arasında kendini hem yalnız hisseder hem de kalabalık. Öyle anlar gelir ki her zaman olduğu o yer bile yabancı ve boş gelir insana. Ve kendi kendine sorar “ne yapıyorum ben burada?” Hiç gecenin karanlığında oturup camdan baktınız mı? Ne çok şey oluyor dışarıda. Gelip geçen bir sürü araba ve içlerindeki insanlar. Nereye gidiyorlar acaba? Hayat onlara neler hazırladı, neyle karşılaşacaklar? Kim bilir nerede karşımıza çıkacaklar? Mutlaka karşılaşacağız birbirimizle ama ne onlar arabadaki olduğunu ne de biz camdan bakan olduğunu  bilmeyeceğiz. Dünya ne kadar küçük aslında. Mutlaka yollar kesişiyor. Bazen garip bir tesadüf bazen de günlük olaylar. Yaşamın koşuşturmacasında tükeniyoruz. Ne için kim için belli değil! Gelecek için yaşıyoruz ama anı kaçırıyoruz. Eski dostları, arkadaşları anıyoruz ama aramıyoruz. Ve hepsini de gelecek ve yaşam için diyoruz. Aslında küçük bir tebessüm bile yetiyor iletişim için ama yaşam kavgası dediğimiz şeyde tebessümler bile unutuluyor. Oysa gazete aldığınız büfedeki adama “günaydın” demekle hiçbir şey kaybedilmiyor. Ama nedense bunu bile yapmaya üşeniyoruz ya da önemsemiyoruz. Oysa ki şairin de dediği gibi “hayat kısa, kuşlar uçuyor.”

MİS KOKULU ESKİLER

  Gözünü açtığında ofisteki kanepede uzanıyordu. Başında çalışma arkadaşı endişeli gözlerle ona bakıyordu. Dirseklerinin üzerinde doğrulmaya...