Evden
çıkıp okula gittiğimde benim için sıradan günlerden farkı yoktu. Okul binasına
girdiğimde öğrencilerle şakalaşıp odama gittim. Birinci sınıfların dersine
girmek için amfiye girdiğimde hala her şey normaldi. Ta ki o bir çift bal rengi
gözü görünceye kadar. Bakışlarındaki istekle karışık hayranlık beni etkisi
altına aldı. Ders boyunca dikkat çekmeden her hareketini izledim. Kendimi
gençliğe dönmüş gibi heyecanlanırken buldum. Ne vardı bu kızda çözemiyordum.
Birkaç hafta sonra odama geldi. Dersle ilgili birkaç soru sordu. Sohbetindeki,
sorularındaki çekingenlik beni içten içe güldürdü. Sonraları ya o bir bahane
bulup geliyordu ya da ben ve biz bir şekilde buluşuyorduk. Sohbetlerimiz
derslerden farklı konulara kaydıkça birlikte daha çok vakit geçirir olduk.
Evliydim. Harika giden bir aile hayatım vardı. Eşim ve kızım bir süreliğine
şehir dışındaydı. Gençlik günlerimi, flörtöz zamanlarımı hatırladım. Bir süre
vakit geçirip sonrasında da bitirirdim. Ne vardı ki bunda. Daha önce de böyle
ufak kaçamaklarım olmuştu ve kolayca bitmişti. Bu da diğerleri gibiydi ama
yanılmışım. Onun bana aşık olması ve benim de ona bağlanacak olmam hesaplarımda
yoktu hiç, bilemedim. Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda saatler akıp gidiyor,
akşamdan sabahın nasıl olduğunu anlamıyorduk. Çoğunlukla onun evinde
buluşuyorduk. Birlikte film izleyip, bol bol konuşuyor, gülüşüyorduk. Aylar
geçmişti. Ayrı kaldığımda özler olmuştum. Onun dünyası bendim, farkındaydım. O
bilmese de benim hayatımda da onun yeri farklıydı. Bal rengi gözleri mi, güler
gibi konuşması mı yoksa mimikleri miydi beni etkileyen bilemedim. Belki de
gençliğiydi. O hafta sonu eşim ve kızım dönüyordu. İlk kez ayrı kalacaktık.
Beni aramamasını sağlayacak bir bahane bulmuştum. Her şey planladığım gibiydi.
O gün yakındaki sahil kasabasına gittik ailecek. Gayet neşeliydik. Ta ki kızım
seslendiğinde ve ben kızıma dönüp elimi kaldırdığımda onu görünceye kadar. Kısa
bir şok yaşadım ama gördüğümü belli etmeden yeniden eşime döndüm. Neden bu
kadar etkilendiğimi çözememiştim onu görünce. Zaten az zaman sonra
bitirecektim. Normal, okulda tanışan iki kişi olacaktık. Okula döndüğümde
derste yoktu. Ders arasında arkadaşlarının ağzını aradım, hasta olduğunu
söylediler. Telefon ettim, açmadı. Mesaj yazdım, görmedi. Günlerce denedim ona
ulaşmayı ama her seferinde sessizlik ile karşılaştım. Bir yandan istediğim
buydu, bitti desem de içimde bir yerlerde eksikliğini hissediyordum. Unuttuğum,
alışık olmadığım bir histi. En azından eşim dışında başka bir kadına bunları
hissetmek, şaşırtıcıydı. Haftalar sonra okuldan ayrıldığını, başka bir okula
nakil olduğunu öğrendim. Bana bu kadar bağlanmış olabileceğini hayal bile
etmezdim. Evet aşıktı ama aşk bu, gelir geçerdi. Meğer onunkisi gerçek aşkmış,
göremedim. Sonraki günlerde sınıfa ne zaman girsem gözlerim onu aradı. Zamanla
hayatın akışında unuttuğumu sandım. Haftalar sonra evinin önünden geçtiğimde
hala aklımda olduğunu fark ettim. Eşim durgunlaştığımı söylüyordu. Hep inkar
ediyordum. Ama o gün evinin olduğu yerden geçince eşimin haklı olduğunu, eski
neşemin nereye saklandığını keşfettim. Tahminimden çok hayatımdaymış meğer.
Onca zaman sadece kendimi kandırmışım. İnsan yeniden aşık olabiliyormuş, hem de
evliyken. Birden aklıma geldi ebn bu haldeysem kim bilir o nasıldır diye.
Ertesi gün hangi okula gittiğini araştırdım ve öğrendim. Okuldaki boş günümde
atladım arabama ve onun okuluna gittim. Bahçeye girdiğimde öğle arasıydı ve
herkes bahçedeydi. Gözlerimle etrafı incelerken onu gördüm. Bir bankta oturmuş
kitabını okuyordu. Uzun uzun izledim onu. Sonraki günlerde fırsat buldukça
uzaktan da olsa görmeye gittim. Aylarca izledim onu. Konuştuğu arkadaşlarını,
gülüşünü, her hareketini. Bir gün yine onu görmeye gittiğimde yanına gelen bir
genci fark ettim. Daha önce hiç görmemiştim bu çocuğu. Arkasından sarıldı ve boynuna
bir öpücük kondurdu. Benim öptüğüm, kokladığım o güzel boynuna. Sonra gence
dönüp, bal rengi gözleriyle bakıp, onu öptüğünü gördüm. O an zaman durdu.
Unutmuştu beni. Başkası vardı hayatında. Ben hala onu düşünüp, isterken o beni
unutmuştu. Sarılarak bahçeden çıktıklarını gördüm. Kendime gelip, oradan
ayrılmam epey zamanımı aldı. Yıkılmıştım. Bir daha gidemedim görmeye onu. Ara
ara aklıma gelse de, gördüğüm sahne beni uzak tuttu. Ta ki yıllar sonra bir
konferansta onu görünceye kadar. Saçlarını kısaltmış, daha bir olgunlaşmıştı. Kariyerinde
ilerlemiş, hayallerini gerçekleştirmişti. Konferans bitiminde verilen kokteylde
etrafında bir çok insan olduğundan yanına gidemedim. Bir ara yalnız kaldığını
görünce tüm cesaretimi toplayıp yanına gittim ve “merhaba” dedim. Başını
çevirdiğinde bal rengi gözlerinde şaşkınlık vardı. Hemen toparladı kendisini ve
“merhaba, nasılsın” dedi. Klasik, uzak bir hal hatır sohbeti yaptık. Sohbet
boyunca kendisine olan güveni hem şaşırttı hem de mutlu etti beni. Yanımıza
insanlar gelince sohbet genele dağıldı. Vedalaşmak için elimi uzattığımda bir
an elim havada kalacak sandım ama kalmadı. Tüm içtenliği ile tokalaştı ve veda
etti. Seni unutmadım, hep bekledim demeyi çok istedim ama yapamadım. Kokteylden
çıkarken arkama baktığımda çoktan derin bir sohbete daldığını gördüm. İçimden
vedalaştım onunla. Elinin sıcaklığı ile gözlerimi kapayıp, eski günlere gittim.
Halbuki ne çok isterdim senden sonra hep eksik kaldım, gülüşlerim yarım,
anlamsız oldu demeyi. Ne çok isterdim tüm yıllar boyunca bal rengi gözlerinle
uykuya daldım demeyi. Ama diyemedim. Arabama bindim ve onsuz hayatıma doğru yol
aldım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder