Her ilişkinin dinamiği farklıdır. Kimi ilişkiler para üzerine kurulur, kimi ilişkiler yalnızlık üzerine... Çok azı da eğlenmek, yarenlik için kurulur ki uzun süren ilişkiler de aslında bunlardır. Para ve yalnızlık için kurulan ilişkiler de tarafların hep bir sebepleri vardır asıl amacı gizlemek için. Bazıları merhameti, bazıları ihtiyaçları öne sürer ama asıl gerçek olan sebep başkadır. İlişkiden kastım sadece sevgili ya da eş olma hali değil, arkadaşlıklarda da olay budur. Her ilişkinin dinamiği olduğu gibi bir de taşıyanı, sürücüsü vardır. Bu sürücü ilişkiyi asıl sebebi için sürdüren kişidir. Yani para içinse parayı, insanı kullanmayı seven; yalnızlık içinse asıl yalnız olandır. İlişkiler bitse de, tükense de sürücü koltuğundaki kişiler kabullenemez bu gerçeği ve ısrarla gaza basarlar. Ne zaman ki uçurumdan sürüklenip, onulmaz yaralar alırlar işte o zaman gerçeği fark ederler. Her şey için çok geçtir artık. En zoru da insanın bu acı gerçeği kendine itiraf etmesidir. Çünkü insan herkesi ikna eder de bir kendine yenilir şu hayatta aslında. İçten içe bilir çünkü neyi neden niçin söylediğini, anti tezini de bilir ama bilemediği kısım bu acı gerçeği nasıl sindirip, kabulleneceğidir. İnsan bu kabullenişi gerçekleştirdiğinde bir şeyin farkına varır, yenilerde kullanıldığı gibi aydınlanır. Ve görür ki aslında hiç bir şeyin sonu gelmemiştir. Ve her şeyin kendinde başladığını ve bittiğinin ayrımına varır. Son yılların moda deyimi olsa da benim de sevdiğim bir durum olan "içe dönüş" başlar. Yoran, son çare görünen ilişkilerden çıkıp içe dönüşü başaran kişi gerçek mutluluğu da yakalar. Bazılarınıza safsata gibi gelse de mutluluk da kişiden kişiye değişir. Bazıları tek başınalıktan, bazıları kalabalıktan, bazıları uymaktan, bazıları gezmekten, bazıları müzikten, bazıları okumaktan, bazıları da yardım etmekten mutlu olur. Mutluluk çeşitlidir, önemli olan neyden, nasıl mutlu olduğunu bulmasıdır kişinin. Mutluluğunun tanımını yapabilmesi, içe dönebilmesinin en büyük sebebi de kişinin aslında kendi gelişimini ve kendini tanıma olayını bitirmesidir. Bu olayı ne kadar erken yapabilirse mutluluk ve huzur da beraberinde çabucak gelir. Ve ne yazık ki çoğu zaman bu tanıma olayı acı bir yaşanmışlık sonrası gerçekleşir. Bazen bir ölüm, bazen bir bitiş bazen de yıkılan bir ilişki... Kısaca dibe vurduğunda başlar aydınlanma bazen de dipte kalır insan çıkamaz. Önemli olan çıkabilecek gücü bulup, yüzeye çıkıp, yeniden başlayabilmektir. Zordur ama imkansız değildir.
Kendini en baştan tanıyan, çözen ve bilen kişiler ise eğlence ve yarenlik için ilişki kuranlardır. İlişkilere bağımlılık olarak bakmazlar. İlişkiyi ve hayatı birlikte sürdürür, ama gerçekten sürdürür. Diğer ilişkilerin sürücüleri gibi bahaneler ardına saklanmadan tüm gerçekliği ile barışık olurlar ilişki ile. Tıpkı hayat gibi ilişkide oldukları karşı tarafı da olduğu gibi kabul ederler. Elbet bu kişilerde sorun, sıkıntı yaşarlar ilişkilerde ancak onlar bu sorunla dibe çöküp, hayatlarını karartmak yerine çözüm odaklı olup, konuşarak yada objektif düşünerek asıl çözüme ulaşmayı seçerler. İşte bu yüzden de her zaman mutlu ve enerjik olurlar. Bardağın dolu tarafına bakmayı bilirler ve boş tarafını nasıl doldurabileceklerine kafa yorarlar. Karşı tarafı yormadan, kendileri de yorulmadan devam ederler ilişkilere. Ama gerçek olan şudur ki bu tarz kişiler epey az sayıda bulunur toplumda. Pek çoğu dipten çıktıktan sonra bu gerçekliğe varır. Doğuştan bu yapıda olan kişiler epey az sayıdadır. Üstelik sayıları o kadar azdır ki asıl yitik olan hayatlara sahip kişiler tarafından hor görülüp, alay edilirler ve yok sayılırlar. Hani bir söz vardır; "aza nereye demişler, çoğun yanına demiş" belki de bazen çoğunluğun azınlığa gitmesi daha iyi olabilir, kim bilir?
İşte bu sebepten insanların önce kendine yatırım yapıp, içe dönüp, aydınlanması gerek ki mutluluk bulunup, tüm yaşama dağılsın. Sizce de öyle değil mi ?